yazı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
yazı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

7 Nisan 2018 Cumartesi

ACILARA TUTUNMAK

Bazen öylesine söylenmiş sözlere inanmak hatta onlara sıkıca tutunmak gerekiyor. ''Her şeyde bir hayır vardır.'' tümcesini açıkçası çoğu kişinin öylesine ya da kendini avutmak için söylediğini düşündüm çoğunlukla.
Ancak bu söz beni güçlendiriyor,kendime getiriyor. Birkaç yıl önce hayatımın en kötü şeylerinden birini yaşamıştım. Aylarca o acıdan kurtulamadım. Acımı atacak yer bulamazken artık kendime inancım bitmişti. Artık kurtuluşumun olmadığına inandığım için ''Allah'ım öldür beni.'' diye yalvardım. Ağlaya ağlaya yakarırken ölüme dek bu acının yanı başımda duracağını düşünüyordum.
Sonra bu acı azaldı. Azala azala bir baktım ki bitmiş. Acı yerini deneyime bırakmış. Ve o yaşadığım acı günler sonunda her büyük mutsuzluk çıktığımda kendimi kandırmak için değil o günleri anarak ''Ben o acıyı atlattıysam her şeyi atlatırım. Onlar geçtiyse bunlar daha kısa sürede biter.'' dedim. Eski acıma tutundum.
Sonunda anladım ki bazı acıları kazanç olarak görmek gerekmiş. Bazı kayıpları,elimizden kayanları zaman geçtikçe bize fırsat olarak döneceğini görmek gerekmiş.

13 Şubat 2017 Pazartesi

??


Ben odamdayken kedim uyuyordu. Sonra dışarı çıktım.Beş dakika bile sürmedi. Sonra bilgisayarıma bir baktım. Kaç tane sekme açılmış. 4,-5 tane kapattım,baktım olacak gibi değil. Tümünü kapatayım, dedim. Kapattıklarım dışımda 555 sekme vardı. Nasıl becerdi böyle kısa sürede. Ben istesem açamazdım. Manyak bu hayvan ya.
Bir de kedimin şu huyu var. Yatağımda uyuyor ya da yatıyor. Sonra ben odaya girince bana bir bakışı var sanki ben onun odasına izinsiz girmişim. Gerçekten bu özellikleri çok hoşuma gidiyor. :P

11 Aralık 2016 Pazar

YAPMACIK

Üzgün üzgün yazılar, görseller paylaşıp çok değil iki saat sora yüzündeki gülücükleri paylaşanlara öyle sinir oluyorum ki.
Ya üç gün sonra paylaş o fotoğrafı ne olacak ya?
Bir de bir söz bellemişler:
''Sen evde oturmaktan başka ne yapıyorsun? Öyleyse niye Facebook'ta, Instagram'da dolaşıyorsun?''
Bunları yapmam üzülmediğim anlamına gelmez. Üstelik hiçbir şey olmamış gibi davranmak da başka. Ben hiçbir şey olmamış gibi, senin yaptığın gibi, fotoğraf paylaşmaya utanırım ayrıca.
Ha sosyal basında da senin yaptığın gibi yalnızca eğlence amacıyla takılmıyorum. Bilgi amacıyla,hızlı da olduğu için sürekli bakıyorum böyle günlerde yeni bir şey var mı diye?
Bir de söze doğrudan ''öyleyse sen neden şunu yapıyorsun?'' gibi bir savunmayla başlayınca da kendi yaptığını açıklamış olmuyorsun. Beni eleştiriyorsun. ''Ben bunu yapıyorum;çünkü...'' diyemiyorsun. Sen neden bunu yapıyorsun, diyerek kendi davranış nedenini açıklamıyor,bana saldırıda bulunuyorsun.
Yine dediğim gibi hem üzgün olduklarını belirten şeyler paylaşıp bir-iki saat sonra da ''hiçbir şey olmamış gibi'' günlük yaşamlarından şeyler paylaşanlar da ayrıca çok yapmacık geliyor.
Tamam, düşmanı sevindirmeyelim elbette o ayrı. Adamlar bizim için şehit düşmüş ya. Saygının hatrına en azından sessiz ol.
Allah da dilerim askerimizi,polisimizi,tüm Türk ülkelerini,dost ülkeleri her türlü kötülükten korur.
Canımız sürekli yanıyor. Savaşın da bir saygısı olur. Ancak bizim düşmanımız öyle bir düşman ki alçaklığı kendisine yol seçmiş. Onunla, hak hukukla savaşılmıyor. Her türlü alçaklığı seçip canımızı öyle yakıyor.
''Kahramanlar can verir
Yurdu yaşatmak için''
Bizim kahramanımız da çok,alçakları gömecek toprağımız da.

1 Ağustos 2016 Pazartesi

İYİ Kİİİ

İyi ki bu bloğu açmışım ve de hala yazıyorum.
Geçmiş yazılarımı okumayı seviyorum;çünkü o dönemki duygularımı, düşüncelerimi bir başkasıymışçasına okumayı seviyorum.
Günlük de tutmadığımdan anıları anımsamama yardımcı oluyor.
Zaten yazarken de en büyük amacım beğendiğim şeyleri paylaşmak. Dolayısıyla da bir sınırım olmuyor. Belki bloğumun karmaşıklaşmasına neden oluyor;ancak ben burada görmek istediğim şeyleri eklemeden yapamıyorum.
Bir de eskiden neleri beğendiğimi,aslında çoğunlukla olduğu gibi zevklerimin değişmediğini görmek de nedensizce beni sevindiriyor.
Artık Instagram olsun,Twitter gibi sosyal basın araçları olsun, bu gibi uygulamalar,siteler dolayısıyla blog yazanlar azaldı.
Ben de Instagram,Twitter,Youtube kullanıyorum;ancak bana her zaman en samimi burası geliyor. Yine bence kullanıcıları en samimi olan da burası.

15 Haziran 2016 Çarşamba

İNTERNET YAPMACIKLIKLARI

İnternette birçoğumuzun sinir olduğu ve çok kişinin de yaptıkları şeyler var. İnternet zaten yeterince yapay,bir de bazı insanlar sayesinde yapaylık derecesi artıyor.
Mesela artık suyunun çıktığı şeylerden biri:
Çok yakışıklı ya da çok güzel bir kadının görselini paylaşıp, işte yanındaki eşyaya,hayvana falan köpek benden daha yakışıklı,bilmem ne benden daha güzel, yazmaları. Yani bir kez yaparsın,iki kez de... Artık gerçekten suyu çıktı. Ki bence hiç de gülünç değil. Salt beğeni için bir insanı överken kendini bildiğin aşağılamak. Ki bazıları içten içe kendini de ne beğeniyordur.
''Nofilter'' yazıp yüzünün yarısını kapatmak ya da makyajlı fotoğrafını koymak.Hayır, kimseyi dış görünüşüyle kesinlikle yargılayamam. Hakkım da yoktur zaten. Konu; sözde doğal güzelim,algısı yaratıp belki de yalan bile söylemeden insanları kandırmak. Ya da ''makyajsız'' yazıp yine üzerinde oynanmış fotoğraf paylaşmak.
Ya da birine iyilik yapıp hemen sosyal basında paylaşmak. Birilerine örnek olmak istersin o ayrı. Kampanyalar bile oluyor. Ancak bir iyilik yaptım, hemen paylaşmalıyım. Yani bazı iyilikleri insanlar bilmese de olur.
Bir de şey var. Abartılmayacak bir iyiliği mucizeymiş gibi göstermek. Bunu da kendisi yapmıyor. Yani başkasının yaptığı iyiliği paylaşıyor.Yani zaten olması gereken o. Abarta abarta bir hal oluyorlar.
Ki zaten birçok insanın-iyilik bile olsa- fotoğrafı habersiz paylaşılıyor. Bakalım o kişi bunu ister mi? Bakalım o kişi insanlar onu övse bile o fotoğrafın herkesçe görülmesini ister mi? Ha bir de daha kötüsü var. Dalga geçmek amaçlı. Yani gerçekten hiç mi vidanın yok? Bütün herkes dalga geçecek,sen de iki beğeni için onu millete güldürüyorsun,ön ayak oluyorsun.
Gerçi artık beğenilerden de para kazanılıyor ya. Onlar da ''işlerine'' bakıyorlar. Sonuçta önemli olan o kişinin utanıp üzülmesi değil senin o beğenilerden takipçi toplayıp para kazanmak.
Yaptığın birçok şey ''çalıntı'' da olsa.
Birisi bir şaka yapar. Hemen kopyala-yapıştır. Bu da bir emek hırsızlığı. Kaldı ki sen bundan para kazanıyorsun, işin olmuş.
Birçok yerden çeviri yapıp,çalmak da var. Yabancı sitelerde görürüz,birkaç hafta,birkaç ay sonra Türkçesi. Aman çok güldük,aynı şakaya başka bir dil olunca.
Ki çoğunun da yazdığı hep aynı ''sevdiğim kişi  geç yazınca ben.demek sevdiğim kişinin paylaştığı fotoğrafı beğendin''. Bin tane fotoğraf paylaşıyor. Dünyanın en güzel fotoğrafını buldum,dünyanın en masum fotoğrafı. Karar ver zaten dünyanın en güzel fotoğrafını zaten 10 kez paylaştın. Hangisi? Bazıları gerçekten iyi de çoğu birbirinin de kopyası.
Aynı şeyi yapıp da başarılı olana bir şey diyemem de bazı kişiler gerçekten üzerine alınmalı bence.

13 Mayıs 2016 Cuma

...

Her şeyi abartan insanlara öyle sinir oluyorum ki. Ve çevremde de bu insanlardan çok var.
Yani kendiyle ilgili iyi bir şey beşse on yaparlar. Karşılarındaki kötü şeyi beşse on yaparlar.
''Yalancı'' desen köpürürler;ancak bire ''iki'' demek de bir şeyi olduğundan eksik ya da çok göstermek de yani abartmak da yalan değil mi?

9 Nisan 2016 Cumartesi

GÜNAH

Sana hiçbir sözüm sevgisizlikten değildi. Kötü bir şey demişsem,dilemişsem kızgınlığımdandı,sevgimdendi.
Ölmeni diledim; çünkü sana kırıldım. Sana kırıldım;çünkü sana olan sevgim sınırlarını aştı. Senin yaptığını başkası yapsaydı kırılmak değil umursamazdım bile. Ancak sen yapınca kalbim ortadan ikiye ayrıldı. Yeni bir aşk doğdu: Acıdan doğan bir aşk.
Sana güzel aşk sözcükleriyle seslenemedim bile. İzin vermedin. İçimden bile diyemedim. Sana ancak ''sen'' diyebiliyorum. Onlarca güzel aşk sözcüğü üretebilecekken ben sıradan bir kişiye seslenir gibi''sen'' diyorum.
Bana öyle kötü davrandın ki sana güzel şeyler demeye korktum. Biliyordum ki; onu bile kullanırdın. Biliyordum ki rahatsız olurdun.
Sen sen sen. Gönlümün ağrısı... Sen güzel olan hiçbir şeyi hak etmiyorsun. Böyleyken bile seni sevmekten usandım,yoruldum. Sana kendi canımdan farksız davranmışken sen beni düşman belledin. O ikiye ayırdığın kalbi sonra paramparça ettin. Bile bile. Kazancın ne? Günah?
Ölmeni diledim; çünkü yaşadıkça günaha saplanıyorsun. Ölmeni diliyorum;çünkü günahtan başka kazancın yok. Ben bu dünyada nasıl yangından başka bir şey göremiyorsam sen de öbür dünya yangından başka bir şey göremeyecekmişsin gibi geliyor. Sevabını günahını bilemem;ancak bana yaptıkların bile yeter bazı şeylere. Hakkımı ödeyebilecek misin?

18 Ağustos 2015 Salı

MACERA ZAMANI


Ay, benim aşkımı kim kızdırmış? Ya Finn çok tatlı yaa. Türkçe seslendirme de çok başarılı!




Çok geç izlemeye başladığım çizgi dizi; Macera Zamanı.
Gumball sayesinde başladım ona da valla. Gumball'ı beğenenler Macera Zamanı ile Sürekli Dizi'yi de övmüş,ben de başladım. Macera Zamanı, Sürekli Dizi'den daha iyi bence.
Macera Zamanı için de bu Leyla ile Mecnun'daki gibi şeyler söylüyorlar. Ancak bu yalanlanmış. Daha başka çizgi diziler için de böyle şeyler söylenmişti;ancak bence altında ille bir gerçek ya da üzüntü aramaya gerek yok.
Ha ben Hey Arnold için söylenenlere biraz inandım. Ekşi Sözlük'te okuyabilirsiniz. İç burkucu. Neden bilmiyorum, Hey Arnold için söylenenler aklımı çeldi, gözlerim kocaman oldu okurken.
Bir de şu var; bazı çizgi filmlerin sonu kötüymüş, ben de okudum bunu. Ancak bunlar masaldan uyarlamalar. Yani kaynak masal olunca çizgi dizi yapımcılarına suç atmak yersiz olur. Hani aklımıza şunları sokuyorlar falan diyorlar ya.
Bir de masalların toplayıcısı kendi eklemiş falan diye okudum. Uzun iş. Benim dediğim nokta kaynağın masalsa yani bir uyarlamaysa çizgi diziye suç atılması. Masalların geçmişi sonuçta çok daha eskiye dayanıyor. Suç atmak için bazen gerçekten mantıksız nedenler buluyorlar bana göre.

KUSURSUZ AŞIKLAR

Buraya lisedeyken kısa öyküler yazdığımı söylemiştim. Ancak onlar başarısız çalışmalardı.
Benim lisedeyken öykülerim kısaydı. Ancak bir tanesi uzun solukluydu ve çok mutluydu. Ben kahramanlarına ''kusursuz aşıklar'' diyordum.
Sonra öyküdeki aşıkları kıskandım mı ne yaptımsa mutluluklarını bozdum. Ve de en çok beğendiğim yer orası oldu.
Aşıklarımız mutsuz oldu ve ben bugün fark ettim öyküm başıma geldi. Gerçekten kötü bir rastlantı olarak elbette ki bozulan mutluluk başıma geldi. Gülünecek ve acı bir durumdayım belki de.
Ben öykümü mutsuz bitirmeye kıyamamıştım;ancak öykü öyle bir yere geldi ki içimden ''ben bunu nasıl mutlu sonla bitireceğim?'' dedim.
Ben de mi o durumdayım yoksa?

13 Ağustos 2015 Perşembe

RÜYA

Gece çok korkunç bir rüya gördüm. Allah'ım neydi öylee?
Şimdi benim yatağımda iki oyuncak ayı bir de oyuncak kedi var. Rüyamda da oyuncak ayılar var ve bir de oyuncak bebek var.
Rüyamda da aynı yatarken bulunduğum şekildeyim. Bu da rüyamı daha gerçekçi kılıyor. Çok başıma gelen bir şey bu. Kimseye önermem. :P
Rüyamda uyuyorum. Oyuncak bebeğin kahkaha sesiyle uyanıyorum. Bir şey olduğunu anlıyorum. Oyuncak ayı ile bu bebek bana büyü yapmış ve hareket edemiyorum,konuşamıyorum.
Zorla kalkıyorum. İki ayıcığı alıyorum,yalpalayarak; ancak hızlı hızlı yürüyorum. Annemlerin odasına gideceğim;ancak seslenemiyorum. Ağzımı güçlükle oynatıyorum, zaten konuşamıyorum. Odaya vardığımda elimle falan ses çıkarak annemi uyandırıyorum. Işığı açmasını istiyorum;ancak konuşamadığım için anlatamıyorum. Kolumla tavanı göstereceğim; kolum azıcık kalkıyor. Işığın yanına varıyorum. Sonra birden uyandım.
Deli gibi korkmuştum. Kalbimin atışı bütün vücudumu titretiyordu. Daha ne diyeyim?
Rüyalara çok önem veririm. Sabah kalktığım gibi rüyamı değerlendiririm,bir sonuca varmaya çalışırım.
Rüyalarımda da sık sık başıma şunlar gelir; aynı yatarken yattığım gibi dururum.
Birisi bana iftira atar ya da bir şeyle suçlanırım;ancak konuşamam bir türlü.
Rüyamda uyurum ya da rüya görürüm.
Bunlar rüyamı çok korkunç yapıyor. Belli bir süredir başıma gelmiyordu. Bu gece yeniden oldu.

28 Temmuz 2015 Salı

SPIKE





Spikeee!
My Little Pony'nin en tatlılarından.
Fes de çok yakışmış. Duruşu da pek bir havalı.
Bu arada kaç gündür aşırı sıkılıyorum. Hastayım,canım sıkkın.
Aslında mutlu olmam gerekirken üzerimde büyük baskı hissediyorum.
Sonunda okulu bitirdim. Bu okul öyle bir üzüntüydü ki benim için. 4 yıl çileydi bildiğin.
Yeniden sınava girdim ve yüzde 25 bursla istediğim bölümü Moda Tasarım'ı kazandım. Sorun da bu. Modaya karşı isteğim küçümsenecek derecede değil. Çok çabaladım,çok da ağladım. Ancak devlet üniversitesi olmadığı için aileme yük olmak istemiyorum. Onlar sorun olmayacağını söyledi ve babamın yüzünden de bu okulu okuduğum için sanırım kendini suçlu hissediyor. Ancak ben kimseye yük olmak istemiyorum.
Dahası kendimi hazır hissetmiyorum,korkuyorum.
Sıralanacak neden çok üzüntümle ilgili;ancak çok halsizim bu yazı bile uzun oldu.

27 Mayıs 2015 Çarşamba

ELMANDER İLE AŞKIM



Bugün bizim Ulu Johan'ımız doğum günü. Ve benim sevimli pisiciğim de bugün doğum yaptı. Yavru, Elmander'imle aynı gün doğmuş oldu. Elmander ile Baros'un yeri çok ayrı. O yüzden gerçekten ayrı mutlu oldum.
Veee... Hesaplarım doğru çıktı. Bir gün geç doğum yaparsa Elmander'in doğum gününde doğum yapacak,demiştimmm. :D

30 Ocak 2015 Cuma

DOLCE AND GABBANA



Dolce and Gabbana'nın dantelli elbiselerine bayılıyorum. Çok asil oluyorlar.
 Görseldeki dantele benzer bizim perdemiz vardı küçükken. Ne severdim o perdeyi. Başımın üzerine geçirip örtü gibi yapardım,peri kızı gibi yapardım. Küçükken de hep bir tasarlama isteğim vardı. Ta kaç yaşından beri bu iş içinde olmak istiyordum. Gel gör ki düşlerime nasıl uzağım. Elime bir fırsat geçse de tasarımlarımı hayata geçirebilsem. Birinin üzerinde tasarımımı görsem dünyalar benim olurdu. Ancak gece-gündüz bunu düşlesem de tüm emeklerimi buna sunsam da bir adım bile yaklaşamıyorum sanki. En büyük üzüntüm bu. Gece-gündüz hıçkıra hıçkıra ağlıyorum. Daha bugün ağladım. Kendime kızıyorum sulu gözlülüğümden. ''Ağlama. Aptal gibi her şeye ağlama. Ne olur ağlama.'' diye başkasıymış gibi kendimle konuşuyorum ama... Yok... Bir meslekten fazlası benim için.

15 Ekim 2014 Çarşamba

SEVGİLİYE AYRILIK MEKTUBU

1. Mektup

2. Mektup
-Kız-

Bitirdin. Hayır,senin istediğin oldu yalnızca.
Sen başlattın,sen bitiriyorsun. Oysa ben gerçekte istemeseydim beni nasıl yanında tutabilirdin? En başta olmasa bile-seni bana çeken bir şey olmamıştı- sonraları seni sevmiştim. Bunun karşılıklı olduğuna inandırdın beni. Birlikte olmamışız ki hiç. Eğlenmemiz bile birlikte değilmiş. Benimle değil, bana gülüyormuşsun.
Ve,evet bunları okurken ağladım. Sana yazdığım ilk mektup ıslandı. Yazdıklarımı yeniden yazdım.
Sızlanmak için söylemiyorum. Yalnız senin dediğin, yani tek bir kişin istekleri geçerliyse en azından sızlanmak hakkım olabilirdi. Ve ''hapis'' demişim ya,demiştim ya. Bir düşün bakalım niye dedim. Hapisten kaçtım mı hiç? Denemedim bile.
Ve hayır, elbisemi yırtmayacağım. Askıdan çıkardım,yine o elbiseyi giyeceğim.

8 Ekim 2014 Çarşamba

SEVGİLİYE AYRILIK MEKTUBU

1. Mektup
-Erkek-
Artık bitiriyorum,istediğin oldu.
Seni bir şeylere zorlamaktan sıkıldım. Bunaldım. Biliyorum;sen de yoruldun. Senin peşinden koştuğumu sanma bu zamana dek. Eğlendim. Tek sözcük bu;eğlendim. Sıkıcı birisin;ancak eğlendirdin beni.
Bunları okurken gözlerinin kocaman açılacağını biliyorum. Gözlerin dolar mı? Onu bilmiyorum. Hep bir şeylerden memnuniyetsizdin. Seni yanımda tutmak istememi ''hapis'' olarak nitelendirirdin. Bunlara niye bu zamana dek katlandım bilmiyorum. Seni bana ilk başta çeken neydi bilmiyorum.Belki giydiğin elbise... O elbiseyi giydiğine pişman olduğuna eminim şimdi. Yırt at onu hadi.

21 Temmuz 2014 Pazartesi

SESSİZ GÖZYAŞLARI

Yemin ediyorum böylesine de ayrımcılık olmaz ki ya. Ya ben sokaktaki kedileri yemek verirken bile eşit vermeye çalışıyorum;ancak bana en yakınlarım sürekli haksızlık yapıyor. Yaranamadım bir türlü. Bıktım,gerçekten bıktım.
Bir de salak gibi ağlıyorum. İçimden de kendime söyleniyorum,ne ağlıyorsun aptal gibi,diyorum. Ama yok aptalım ya,aptal olduğumu kanıtlayacağım ya. Gözyaşlarım hemen hazırda bekler zaten sürekli.
Bıktım sizden de,gözyaşlarımdan da...
Buralardan kaçmak istiyorum. Çok uzaklaşmak istiyorum. Kimsenin adımı bile bilmediği bir yere gitmek istiyorum. Param olsaydı çoktan kaçmıştım,çoktan.
Ağlarken bile bana bağıran var bir de. Sesimden mi rahatsız oldun canım? Oysaki ben sessiz ağladığımı sanıyordum.
Sessizce gitmeyeğim yalnız buradan. Gürültü kopacak. Yıkılacak buraları.Gözyaşlarımın her biri geri dönecek teker teker.
Gözyaşlarım büyütüyor içimdekimi hırsımı. Her gözyaşıma neden sizsiniz.Yazıklar olsun size. Çiçeklerimi koparamayacaksınız. Solduramayacaksınız biricik düşlerimi,umut kokan çiçeklerimi. Umudum toprak olmayacak.

30 Mayıs 2014 Cuma

PİSİCİK

Dün camdan bakıyordum. Komşumuz kedilere mi bakıyorsun, dedi. Ben de gülümsedim. Sonra içeriden bir kutu çıkararak al bunları,dedi gülerek. Yeni doğmuş yavru pisiler. Küçücük.
Salı gecesi bir kedi onların bodrumunda bu yavruları doğurmuş. Annesini arıyor o da bodrumda yok. Annemle indik. Emin misin, bodrumda olduğuna,dedim ben. Bilmiyorum,dedi işte.
Sonra biz gittik. Ben yine camdan bakarken küçük bir kedi geldi. Onların kapısının önünde miyavlıyor,kapıya atlıyor,girecek yer arıyor. Ben o kediyi sürekli görürüm. Hiç öyle gidip de kapının önünde durduğunu bile görmedim. Dedim bu mu acaba? Siyah-beyaz bir kedi olduğunu söylemişlerdi. Bu kedi çoğunluk siyah,ayakları falan beyazlı. Sonra komşuya seslendim. Bir kedi geldi,miyavladı falan diye.
Beş-on dakika sonra yine geldi. Bu kez daha çok durdu. Baya miyavladı,bakındı. Yok...
Sonra komşumuz o gittikten sonra kutuyu çıkardı. Kedi geldi,kutuya bakıp girdi. Öyle şaşırdım ki,o kedi daha küçüktü. Gebe olduğunu bile anlamadık. Hatta iki gün önce ben ona yemek verdim. Sonra da 'Karnı ne şişmiş,hala yemek istiyor.'' dedim. Sanki yemeği fazla kaçırmış gibi duruyordu.
İşte akşamüzeri ben pisiciğe loğusa ziyaretine gittim. :D Tısladı,yavrularına bir şey yapacağım falan sandı. Büyümüş de  annelik yaparmış küçüğüm benim.

21 Mayıs 2014 Çarşamba

HİÇ

Kalbim kırıkken senin için mutlu görünmeye çalıştım. Sen kalbimi kırmışken senin için zorladım kendimi,senin için sana karşı dayandım.
Gerçekler yüzüme çarparken ben kendime karşı savaş verdim. Gerçekleri duymamak için,onlara inanmak için çırpındım.
Beni bir savaş ortasında bırakmıştın. Yenilmiştim. Sana ve gerçeklere. Sana ve her şeye. Gerçekler bir bomba etkisi yaratırken asıl yaralanan ruhumdu.
Ruhumun canı yanıyordu. Gözlerim yanıyordu. Gözyaşlarımın kurumasına izin vermemeye yemin etmiştim sanki. Her bir damlanın içine neler gizliydi bir bilsen. Küçücük bir damla neler saklıyordu,nasıl ağırdı bir bilsen.
Sana söylemem gereken sözler. Belki de etmem gereken küfürler. Atmam gereken sert tokatlar.
En ufak bir kızgınlığım yoktu sana. Üzüldüğümü biliyordun sevgilim. Beni neden üzdün sevgilim? Benim yaşadıklarımı yaşama sevgilim. Sana da biri bunları yaşatmasın. Yaşattıklarını yaşama.
Bu savaşın barışı yoktu. Sonu olmadığı gibi. Yıkık ve mağlubum. Kayıbım,kayıplardayım. Kayboldum,uzaklardayım. Yolum yok,sana uzağım. Dahası yok,sensiz yaşıyorum. Başlattığın savaşın yıkıntıları arasında...
Boşluktayım,her adımda düşüyorum. Karanlıktayım,düşmanımı göremiyorum. Ve benliğinin ağırlığı altında eziliyorum. Güzel yüzüne karşı koyamıyorum. Ezici zaferini izliyorum gülümsemende. Meleklere yakışır gülümsemende,şeytandan aldığın güçle.
Bir hiç gibi yaşıyorum. Hiçken her şey sandım kendimi. Her şeyinim sanmıştım. Her şeyimi aldın. Hiçliğimi de al.

17 Nisan 2014 Perşembe

PETEK DİNÇÖZ



Canım meleğim,bugün çok üzdün bizi. Seni üzdüler,biz de üzüldük. Dilerim Allah yardımcın olsun.
Ben de olayla ilgili düşüncelerimi yazmak istiyorum. Öncelikle Uçankuş sitesinde Petek Dinçöz'le ayrılık sonrası ardı ardına kötü haberler yapılıyordu. Daha sonra başka magazin servislerinin de yalan haberleri çıktı. Petek'in demediği şeyleri demiş gibi gösterdiler. Albüm tanıtımı için mekanlara giden Petek Dinçöz'ü sarhoş diye haber yaptılar. Gecce.com'un Youtube adresine koyduğu izletiden de Petek'in o gece sarhoş olmadığı belliydi. Dahası Umre'ye giden Petek içki içmeyeceğim,dememişken sözünü tutmadı,gibi haberler yapıldı.
Piyasa şarkıları olmasına karşın albümleri kanallarda çok az yer buldu. Evet,gündemdeki şarkılar daha çok yayınlanır. Bunu söylemeye gerek yok. Ancak gerçekten tutabilecek,yani insanların sevebileceği şarkılar olmasına karşın çok çok az yer aldı.
Öncelikle klipli şarkılar olmak üzere Milat albümü iyi ve ''tutabilecek'' şarkılardan oluşuyordu. Kısaca klip parçalarından konuşalım: Aşk çok iyi bir şarkıydı.Gelen yorumların da birçoğu olumluydu.
Tamam, Heves şarkısını ben çok sevmedim. Klibini çok beğensem de parça oldukça sıradan bir ezgiye sahipti. Sözleri de özenilmemişti. Ancak bu şarkı da bence piyasa şarkısıydı. Kaldı ki bu şarkıya da olumlu eleştiriler gelmişti. Dahası albümün en öne çıkan şarkılarındandı.
Benim en büyük beklentimse son klip şarkısı Artık Üzülmek İstemiyorum'du. Bu klibe televizyonda 3  kez mi ne denk geldim. Bu şarkının hakkı kesinlikle bu değildi.
Tamam halk beğenmez,dinlemez. Tamam da büyük oranla olumlu eleştiri alan şarkıların televizyonda ısrarla yayınlanmaması mantığı nedir?
Albümü tutmayan ünlülerin de klipleri sık gördük televizyonda Petek'in neredeyse hiç. Yani Petek engelleniyordu bizce de.
Yapılan haberlere geçelim yine.
Ardı ardına patlayan haberlerin belki de en iğrenci kaset iddiasıydı. Kaldı ki bu kaset iddiası da yeni değildi. Yıllar öncesine dayanan bu haber Petek Dinçözce yalanlamıştı. Ne hikmetse yeniden hortladı bu haber. Ve haberin yankıları diğer ünlüler de vurulmak istendi. Petek Dinçöz'ün menajeriyle çalışan ünlüler.
Hayranların olarak senin yanındayız Petek'im. Ve biz de durmayacağız!

23 Mart 2014 Pazar

NE GÜZEL MÜSLÜMANSIN SEN!

Bugün çok sinirliyim. Öyle böyle değil. Dünden geliyor sinirim.
Öncelikle bazı arkadaşlarımdan burada da yakınmıştım. İşte o arkadaşlarımla ortak arkadaşım olan başka bir kıza o sorunlarımı anlatmıştım. Canım hem sıkkındı hem de onlardan soğuduğumu onun da bana öneri vermesini istemiştim. Yani ne olup ne bittiğini biliyor. Ancak bu kızın da hareketleri sinirimi bozmaya başladı. Bu kız çok alıngan. Tamam ben de alınganım,yalan değil. Ancak her şeye de alındığını belli etmiyorum arkadaşlarıma. Bayıyor çünkü. Neyse bu her alındığını belli ediyor. :ok sıktı artık. Ki ben arkadaşlarıma çok kibar davranıyorum,kızgınlıklarımı bile belli etmiyorum. Birgün patlayacağım,gelmiş geçmiş bütün sinirimi çıkaracağım. Görecek alınmak neymiş. Bu kez gerçekten alınması gerekecek.
Sonra bu kız çok da nankör. Evet,kötü şeyler yaşadı. Ona asla lafım yok. Ancak ben de ona gerçekten kötü şeyler yaşadığımı söyledim,bu arkadaş olayları dışında. Öyleyse onun da bana saygılı davranması gerek.
Bu kız yurtta kalıyor ve bilgisayarı yok. Bizim ortak aldığımız bir dersten de öğretmen ödev veriyor. Bilgisayarda okulun sistemine yükleyeceğiz. Neyse,bilgisayarı olmadığını bildiğimden ben seninkini de yaparım,dedim.
Ancak,bunun sistemine girdiğimde sürekli sorun çıkıyor. Sayfa bomboş. Kaç kez denedim. Yarım saatten fazla yalnızca ödevi yüklemek için bekledim. Bir dakikayı almayan bir işlem.
Saat de geç oldu,artık yatacağım. Ben de ona Facebook'tan yazdım. Ben deniyorum,hala açılmadı seninki. Sen yarın okuldan yaparsın, diye. Facebook'ta geç saatlere dek durduğunu biliyorum. Ki okulun bilgisayarından yapabileceği halde ben iyilik olsun diye teklif ettim. Yaparım o sorun değil. Bu denli nankörlüğü bezdirdi.
Neyse 5 dakika sonra görüldü,yazısı çıktı. Ne bir sağ ol,ne bir tamam, ben yaparım, yazısı yok. Neyse kızdım. Çünkü o kadar uğraşmaya bir teşekkürü çok göre insanlar beni hep kızdırmıştır. Buna karşın ben yine ne olur ne olmaz diye denedim. Açıldı sistem. Ödevi yükledim. Ben de onun bir şey yapmasına gerek kalmadığını sistemin açıldığını söyledim. Yine bir beş dakika sonra falan görüldü,yazısı. Ama yine teşekkür yok!
Ve bu kaç kez oldu. Çünkü bu ödevle ilgili bir de iki hafta önce su sorun çıktı. Öğretmenin verdiği ödevin bir kısmından emin olamadım. Sordum onu da geçireyim mi,diye. Yine gördü,yine yazmıyor hanım! En sonunda ertesi gün okula gidince sordum.
Sonra kızımızın şu alınganlık huyu yüzünden ancak şakayla karışık sorabildim. Neden sürekli yanıt yazmıyorsun,diye. Neymiş sevgili durumu varmış. Kafası çok karışıkmış. Başlarım sana da sevgiline de ödevine de. Bir yanıt yazmamak için asla yeterli bir neden değil bu.
Ki kafası karışık falan da değil. Bildiğin atıyor. Çocukla yeni tanışıyorlar. Hiç de bir sorun yok. Hem iyi anlaşıyorlar hem de çocuğun bir kötülüğü yok. Neyin karışıklığı bu? Ki kafan karışık olsa da bana nankörlük yapmaya hakkın yok.
Gündüz sinirim buydu.
Akşamsa son dakikada yediğimiz gol sinirimi katladı. Üzüldüm. Bir de şuna üzüldüm:Ben takımım için bir şey yapamıyorum. Çıkıp ben mi oynayacağım? Takımı bu durumda görmek beni çok üzüyor. Ki Galatasaray'ımı benim bu yaşamda en değer verdiğim şeylerden biri.
Geceyi de pas geçmedik. Salt Atatürk'ü savunduğum için Müslümanlığıma söz söylediler. İnanabiliyor musunuz?
Atatürk mü Peygamberimiz mi,diyorlar ya! Ben onu öyle bir savunuyormuşum ki o durumda -peygamberimizden çok seviyormuşum gibi- gözüküyormuşum.
Ya sen kimsin ki benim dinime söz söylebiliyorsun? Bu mu senin Müslümanlığın? Sen çok üstün müsün ki başkasının dinine söz söyleyebilme hakkını kendinde görüyorsun? Çok Müslümansan saygılı davranacaksın. Laf başında dinden konuşur,dinimizin kurallarını ancak ibadetten ibaret görür,bir saygıyı çok görür.
Aynen böyle! Ne güzel Müslümanlık bu! Yürü kim tutar seni,tüm insanları Müslüman yaparsın bu aşkla. İki namaz kıldın diye kendini adam sanma. Kul hakkına da girme.
Ha bu arada Atatürk'e küfür ve iftira görevini yerine getirdiğine görse sen de gerçek(!) bir Müslümansın.
Alın Atatürk'ün günahlarını,alın!